Sevgili Deniz,
senin ruhun bile duymuyor ama bugün anneler günü.Yani bana iyi davranman,beni sevdiğini belli etmen gereken bigün.Tabi ki bu yaşında kalkıp senden bi çiçek alıp gelmeni,annecim seni çok seviyorum demeni falan beklemiyorum.Kaldı ki senin yaşıtların çoktan öpmeyi öğrendiler,annelerine sarılıyolar,öpüyorlar falan,sende tık yok.Ara sıra ısırıp,yanağıma salyalarını bırakmanı sevgiden sayıyorum işte,düşün artık çaresizliğimi.Ama annecim,en azından baban biraz rahat kahvaltı yapsın diye seni babanın kucağından aldığımda ağlayıp kendini yerlere vurmayaydın iyiydi.Neticede seni babandan alan Karındeşen Jack değil,annen,hani seni 9 ay karnında taşıyan,sana bi zarar gelmesin diye en sevdiği şeyleri yiyip içmekten,yapmaktan vazgeçen,sana bakmak için 6 ay işe gitmeyen....Uzun uzun anlattırma şimdi,bu konuları daha önce konuşmuştuk seninle.Gerçi görüyorum ki bi faydası olmamış,boşa konuşuyorum.
Sana bu satırları yazmaya başlamamın üzerinden tam 1,5gün geçti Deniz'cim;bil bakalım neden?Oysa sana anlatmak istediğim önemli bir mevzu vardı ama hepsi yalan oldu.Senden ötürü!Şimdi mecburen elimde kalanlara idare etmek zorundasın,zaten gündüz bakıcınla birlikte televizyonu da bozmuşsunuz,nasıl başardıysanız,baban da yok,yapıcak başka bi işim de yok,mecburen beni dinleyeceksin annecim.Kaldı ki şu yaşına gelip de hala konuşamazken beni dinlemekten başka şansın da yok,hayat ıh ıh la geçmez Deniz'cim.
Net olarak söylemek istiyorum ki 18ayı doldurmanla birlikte içinden bi kuduz çıktı annem.Bugün bi labrador gördüm,üzülerek söylüyorum,senden daha çok söz dinliyordu.Ben nerde yanlış yaptım?2yaş bunalımlarına bu kadar erken girmen şart mıydı,35inde de andropoza girersin sen!Açık konuşayım,çekemem annecim,o yaşta evlenmiş olursun artık,karın çeksin.Daha konuşmayı öğrenmeden itiraz etmeyi öğrendin,bu nasıl bir gelişim sürecidir,ben anlamıyorum ki!Tüm bunların dışında şöyle de bir gerçek var,bütün çocuklar anneci olur!Sen kimsin ki bugüne kadar doğru bilinen herşeyi yıkmaya kalkıyosun?Babanın kucağından inmemek,ben alınca ağlamak da nedir annem?Sana bunu söylemek istemezdim ama,biz bugün senle yalnızken baban maç izlemeye gitti,hem de Akhisar Belediyespor maçını,sence de artık şapkalarımızı önümüze koyup düşünme zamanı gelmedi mi?Tamam,babanı sev,yeşili koru,ama Akhisarbelediyespor????
Senden anneler günü için bi beklentim yoktu ama hani kendini çok bişey zannediyosun ya;özel bi durum olduğunu hissedip,bana az bi iyi davranmanı beklerdim ama yapmadın annecim.Şunu bil ki benim çok ciddi intikam planlarım,senin de beni bunlardan vazgeçirmek için az bi vaktin var.İstediğin kadar bana kötü davran,ben anneyim Deniz,bak bunun daha ergenliği var,o pis bıyıklı,iğrenç sesli olacağın zamanları çekmek,sana destek olmak var işin içinde.Babana güveniyorsan yanılırsın,tekrar ediyorum,GS maçında,derbide falan değil şu an,KSK maçı bile anlayışla karşılanabilir,ama Akhisar Belediyespor maçında,bazı şeyleri iyi düşün derim.
Önceki mektubumu çok dikkate almadığının farkındayım,küçük olmana veriyorum,ama yay burcu bir annen var,sabır timsali değilim yani.Yavaş yavaş aklını başına toplamanın zamanı geldi annecim.Madem ki kendini bişey sanıyosun,ben de seninle yetişkin gibi konuşuyorum,bir sonraki mektubumda yazacaklarım tamamen sana bağlı Deniz'cim.
P.S:Ayrıca baban sana muhallebi yapmak için aldığım sütü de içmiş.O yüzden muhallebin eksik oldu.Tarafını doğru seç,bu da sana bi anne tavsiyesi olsun.Akhisarbelediyespor....
Değişken ruh halli,saati saatine uymayan bir insanın bloğundasınız,fazla bir beklentiye girmeyin.
13 Mayıs 2013 Pazartesi
28 Mart 2013 Perşembe
Geldi Bahar Ayları.....
Kilon var mı derdin var arkadaş, acı ama gerçek.Eskiler istedikleri kadar bir dirhem et bin ayıp örter diyedursun,günümüz insanı ayıplarını örtmek istemeyip ulu orta yaşamak istediklerinden midir nedir; bir incelik bir zerafet akımıdır gidiyor.Bütün bunların suçlusu Twigy midir bilmem ama her kim ya da kimlerse bulduğum anda iki elim yakasında olacak, bu da böyle biline.
Şimdi vırvırvır yok diyet yap zayıfla, tok spor yap zayıfla falan diyenler oluyordur mutlaka.Bravo,kimsenin bugüne kadar düşünemediğini ilk siz düşündünüz; nasıl oldu da bu benim aklıma gelmedi?Alkışlıyorum!Bakın arkadaşlar, yapamam.Ben diyet yapamam.Bi kere diyet yapıyor olma fikri bile karnımın sürekli acıkmasına yol açıyo.Ayrıca,diyet yapmaya başladığımda,bi anda bütün aynalar fuardaki aynalara dönüyor ve bi de bakıyorum ki, allahım yarabbim,ben miyim aynadaki bu Özge Ulusoy!!!!Benim mi allahım bu ince uzun bacaklar?Ay ben neden diyet yapıyorum ki;aaaa daha fazla zayıflamıyım, kemiklerim çıkıyo,böyle iyi.
Öte yandan, bi de ciddi bi sabotaj durumuyla karşı karşıyayım.Geçenlerde bi heveslendim ve resmen diyette olduğumu,saçma sapan şeyler yemiyceğimi kocama beyan ettim.Sonuç? 8,5 yıllık evliliğimiz boyunca mutfakla tek ilişkisi limon sıkmak, maydonoz yıkamak gibi basit komutlara dayalı olan adam, 10 günde 2 kere kek yaptı!!!Belki de aynada gördüğüm o Özge Ulusoy tipli kadını o da görüyor ben diyetteyim deyince; o halde tartı mı bozuk,ya da birileri geceleri gelip gizli gizli benim kıyafetlerimi daraltıyor olabilir mi?
Ayrıca kilolu olmanın bir sakıncası da şu; bi kere malum,her kadının 2 kilo fazlası vardır, ki zayıf dönemlerimde benim de vardı.E şimdi seni (bu yazı için beni) böyle şişman gördüklerinde insanlar,derhal "zayfılamak isteyen insan" kategorisine alıp rejim,diyet vs muhabbetleri yapıyor.Hadi bu tamam.Sonra sıra "spor şart" repliğine geliyor.Oh, bunu da savdık.Ama işte sonrasında sıra çok karışık bir konuya geliyo;ben daha pasif jimnastik işini yeni yeni algılamaya başlamışken,kavitasyon,lenf drenaj ve adını telaffuz edemediğim,ne olduklarını da bilmediğim bir sürü zayıflama yöntemi çıktı ortaya.Takip etmeye çalışıyorum ama yok annem, olcak gibi değil.Ama işte sırf şişman olduğunuz için bu konuşmaların muhattabı oluyorsunuz,hayatta şişman ve mutlu seçeneği yokmuşçasına.Yani demem o ki,şişman olmak yıllar geçtikçe daha da zor olmaya başladı azizim,yemin ederim o yeni zayıflama yöntemlerini ve hangisinin nasıl uygulandığını öğrenirsem bir diploma daha almış kadar olurum,o kadar netim.Ha bunca zayıflama yöntemi varken,belleri yandan pörtlemiş, basenleri zörtlemiş,göbekleri pilates topu formuna ulaşmış (burda lafım size beyler, bu işler sadece kadınlar için değil) insanlar çoğunlukta olması nasıl açıklanabilir?Bu da ayrı bir merak konusu.
Bütün bu teknik ve taktiklerin yanında, ben ve bi kaç sevgili arkadaşımın geldiği nokta, ahanda yukarıda belirtildiği gibi.Bahar kapımızda,yaz da geliyo,mini etekleri giyme zamanı,ooof of, nasıl olcak bu kilolarla?Canım sıkıldı,moralim bozuldu, ver ordan bi bira, soğuk olsun.
Şimdi vırvırvır yok diyet yap zayıfla, tok spor yap zayıfla falan diyenler oluyordur mutlaka.Bravo,kimsenin bugüne kadar düşünemediğini ilk siz düşündünüz; nasıl oldu da bu benim aklıma gelmedi?Alkışlıyorum!Bakın arkadaşlar, yapamam.Ben diyet yapamam.Bi kere diyet yapıyor olma fikri bile karnımın sürekli acıkmasına yol açıyo.Ayrıca,diyet yapmaya başladığımda,bi anda bütün aynalar fuardaki aynalara dönüyor ve bi de bakıyorum ki, allahım yarabbim,ben miyim aynadaki bu Özge Ulusoy!!!!Benim mi allahım bu ince uzun bacaklar?Ay ben neden diyet yapıyorum ki;aaaa daha fazla zayıflamıyım, kemiklerim çıkıyo,böyle iyi.
Öte yandan, bi de ciddi bi sabotaj durumuyla karşı karşıyayım.Geçenlerde bi heveslendim ve resmen diyette olduğumu,saçma sapan şeyler yemiyceğimi kocama beyan ettim.Sonuç? 8,5 yıllık evliliğimiz boyunca mutfakla tek ilişkisi limon sıkmak, maydonoz yıkamak gibi basit komutlara dayalı olan adam, 10 günde 2 kere kek yaptı!!!Belki de aynada gördüğüm o Özge Ulusoy tipli kadını o da görüyor ben diyetteyim deyince; o halde tartı mı bozuk,ya da birileri geceleri gelip gizli gizli benim kıyafetlerimi daraltıyor olabilir mi?
Ayrıca kilolu olmanın bir sakıncası da şu; bi kere malum,her kadının 2 kilo fazlası vardır, ki zayıf dönemlerimde benim de vardı.E şimdi seni (bu yazı için beni) böyle şişman gördüklerinde insanlar,derhal "zayfılamak isteyen insan" kategorisine alıp rejim,diyet vs muhabbetleri yapıyor.Hadi bu tamam.Sonra sıra "spor şart" repliğine geliyor.Oh, bunu da savdık.Ama işte sonrasında sıra çok karışık bir konuya geliyo;ben daha pasif jimnastik işini yeni yeni algılamaya başlamışken,kavitasyon,lenf drenaj ve adını telaffuz edemediğim,ne olduklarını da bilmediğim bir sürü zayıflama yöntemi çıktı ortaya.Takip etmeye çalışıyorum ama yok annem, olcak gibi değil.Ama işte sırf şişman olduğunuz için bu konuşmaların muhattabı oluyorsunuz,hayatta şişman ve mutlu seçeneği yokmuşçasına.Yani demem o ki,şişman olmak yıllar geçtikçe daha da zor olmaya başladı azizim,yemin ederim o yeni zayıflama yöntemlerini ve hangisinin nasıl uygulandığını öğrenirsem bir diploma daha almış kadar olurum,o kadar netim.Ha bunca zayıflama yöntemi varken,belleri yandan pörtlemiş, basenleri zörtlemiş,göbekleri pilates topu formuna ulaşmış (burda lafım size beyler, bu işler sadece kadınlar için değil) insanlar çoğunlukta olması nasıl açıklanabilir?Bu da ayrı bir merak konusu.
Bütün bu teknik ve taktiklerin yanında, ben ve bi kaç sevgili arkadaşımın geldiği nokta, ahanda yukarıda belirtildiği gibi.Bahar kapımızda,yaz da geliyo,mini etekleri giyme zamanı,ooof of, nasıl olcak bu kilolarla?Canım sıkıldı,moralim bozuldu, ver ordan bi bira, soğuk olsun.
7 Mart 2013 Perşembe
kim sorarsa vaktim yok; hadi ordan!
Sabah işe geldim,kahvaltı eşliğinde Ayşe Arman'ın Rahşan Düren adlı, nasıl tanımlayacağımı bilemediğim bir kadın kişi ile röportajını okurken, aynı yazı faceten mail olarak düştü inbox ıma çatadanak;Didem, benim de dahil olduğum kız arkadaşlarına ibretlik şeklinde göndermiş.Anlaşılan o ki bir tek beni etkilememiş bu röportaj; gerçi benimki daha ziyade sinir bozukluğu şeklinde bir etkilenme oldu.
Her zaman sinir olmuşumdur 10 parmağında 10 marifet insanlara; ister fesatlık deyin ister hasetlik deyin,ne derseniz deyin artık, sizin bileceğiniz iş.Bu Rahşan kişisi de suratıma inen bir tokat oldu adeta.Farkındaysanız uzun zamandır yazmıyorum,nerdeyse 5 ay olmuş.Neden yazmıyorum?(hiç sormuyosunuz ha, bi özleyen,bi ne güzel okuyoduk falan diyen de çıkmadı.neyse bu da ayrı bi yazı konusu olur belki) Çünkü vaktim yok.Neden vaktim yok? İşte klasik, çalışıyorum, evliyim, çocuğum var falan.Şimdi dönelim bu Rahşan insanına bakalım;kadının kariyeri var, hobileri var,bir kocası ve de çocukları var (güzelliğinden bahsetmiyorum bile, o kendi kazanımı değil zira) ve besbelli hepsine ayıracak zamanı var.Şimdi dönüyoruz ve hep beraber bana bakıyoruz:
1-İşim var.Bu noktaya dikkat; kariyerim yok, işim var!Kariyer hedefim olamayacak kadar,tembel ve sebatsızım.
2-1 çocuğum var, onu da günde sadece 2,5 saat görüyorum, bunun 1 saati de ona yemek hazırlamak yemek yedirmek vs gibi aktivitelerle geçiyo ve birlikte oynamak için kalan zaman 1,5 saat.Artık o 1,5 saatte de ne kadar faydalı oyun oynayabilirsem.
3-Kocam var.Bu konuda diycek bişeyim yok,var işte, allah başımdan eksik etmesin.
4-Allahıma şükür hiçbir hobim, aman bunu da çok iyi yaparım dediğim bir şey,bi ilgi alanım falan yok.Bomboş,tıntın.
Burdan ne çıktı ortaya?Her gün mal gibi işe gidip gelen,akşam da çocuğuyla iki oynayıp sonra da bi takım evsel faaliyetler içine giren bir insanım ben.Böyle baktığında normal görünse de besbelli değil, o kadının neden herşeye yetişmeye vakti var da benim yok?
Bugün bir süre bunu düşündükten sonra cevabı buldum:
1-Tembelim!!!Resmen tembelim.Hayır, tembellikten ziyade uyuşuğum.Beynimde dolanan bir sürü düşüncelerle elimi kolumu kımıldatmaya üşenerek minimum hareketle yaşamaya çalışıyorum.
2-Kafam dağınık.Bu konu çok önemli,aklıma gelenlerden bir tanesi yapmak üzere kımıldamaya kendimi ikna ettiğim ender anlarda da çalan bir telefon,ya da aklıma gelen yeni birşey, gelen bir mail bütün dikkatimi dağıtmaya yetiyor.Aslında eskiden epeyce zeki olarak nitelendirilebilecek insanlardandım ben, ama sağlam kafa sağlam vücutta bulunur tabi, vücut sağlam değil ki;bu çeperle nasıl sağlam olsun.Aklımın %70e yakınını da doğumla birlikte kaybetmiş olmam da cabası, meczuptan az daha halliceyim.
Bütün bu bilgiler ve değerlendirmelerin ışığı altında bi takım geç kalmış yılbaşı kararları verdim.Haydi hepbirlikte bunlara da bir göz atalım:
1-Gün içinde neden yeterince iş yapamıyorum?Çünkü dikkatim aşırı dağınık.Elimdeki işi bitirmeden gelen başka bir maili okumaya başlayıp bu sefer de o işe dalıyorum.Sonuç?Yarım kalmış bir sürü iş ve nerde kaldığını hatırlayamadığın için baştan başlamak.Önce bunu ortadan kaldırıyoruz;herşey sırayla.
2-MSN olsun skype olsun adı ne olursa olsun bunlar illettir.Sadece boş zamanlarda kafa dağıtma amaçlı açılmalı.Check.
3-MSN illetse facebook lanettir.Yukardaki madde bu ve türevi tüm sosyal medyalar için uygulanmalı, gazete okumak vs. de dahil.
4-Hava güzelken yemekten sonra bir 15-20 dakka açık havada yürümek iyi gelir; açık hava kısmına dikkat,mağazaların havası açık değildir.
5-Alık alık etrafına bakınıp internette vakit geçiriceğine ara sıra boynunu sağa sola çevirirsen,belki boyun ağrılarına da iyi gelir.Ha ama bunları yapmaya gelince "ay bunlarla uğraşamayacak kadar çok işim var", ama msn de laklak etmeyi pekala biliyosun!Tembel!Fiziksel sağlığına da vakit ayır biraz!
6-Saat 14:00 itibarıyla napçaz akşam tasasına düşmenin manası yok.Napıcaksın ki sanki, evde seni bekleyen bi beben var, en fazla napabilirsin?Boş hayaller kurma; napçaz akşam tasası; kah "akşam bari evde bi rakı-balık yapayım",kah "vay arkadaş alem neler yapıyo ben mecburen eve gidiyorum",kah "ulen ne hayatlar var beeeee" falan derken nerden baksan her gün 1 saatini yiyo.Yemesin!Saçmalık!Sonra çocuğun için internetten yeterince araştırma yapamadığın için üzülüyosun.Üzül; hakettin bunu!
Bunlar, günümü güzel planlamak, akıllıca geçirmek için açtığım önlem pakedinin maddeleri.Farklı bir paket akşamlarım için,bir paket de haftasonlarım için açmalıyım aslında ama yazarınız bütün bunların hepsini bir gün içinde ve tek bir yazıyla yapabilecek kapasiteye sahip olmadığından....Bunları da uygulayıp uygulamıycağını bilmediğinden.....Ve aman yarabbim,o açtığı pakedi uygulamazsa da boşuna iş yapıp emek vermiş olursa diye ödü koptuğundan....Diğer paketleri daha sonraya bırakıyorum anlıycağınız.
P.S: Biraz da Deniz. Sözde bu blog Deniz için de minik bi günlük olucaktı, tırt oldu.Çoluk çocuk yazılarıyla alakası olmayanlar şimdi sessizce blogu terketsin, bundan sonrası sizin için değil.
P.S.:2Özetle yazayım: Deniz büyüdü.
P.S:3:Bu fazla özet oldu, biraz daha açayım; nerdeyse 17 aylık olan Deniz tam bir kuduz erkek çocuğu haline geliyo yavaşça.En sevdiği aktiviteler:saklambaç oynamak, zıplamak, ve koşarak dönmek (biliyorum çok manasız ama ne yapayım? ) Ayrıca 7 hali hazırda çıkmış,3 de çıkmakta olan dişe sahip ve diş çıkarması sebebiyle hiç eziyet etmiyo yazık.Yazık ha, amma da iyi çıkıtı bu çocuk.(olur da bunları okursa hakkında en azından iki satır iyi bişey de yazmış olayım, söz uçar yazı kalır)
9 Ekim 2012 Salı
Doğmuş büyümüş çocuğa mektup
Sevgili Deniz.Eğer bu yazıyı okuyorsan temiz 7 yaşında olmuşsun demektir.Yine de en azından bi 15-16 olduğunda okusan daha iyi olur, zira ben 7 yaşında bir çocukla nasıl konuşulur bilmiyorum.Ha, 1 yaşında bir çocukla nasıl konuşulacağını da bilmiyorum ama o çok sorun olmuyo,ne sen beni anlıyosun ne ben seni,körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde yaşayıp gidiyoruz işte.15-16da da çok pis ergen olursun haaa,ammmaaaaan,o da hiç çekilmez.Neyse, şimdiden moralimi bozmıyım ben.Ha,ne diyodum?
Sevgili Deniz.Bugün tam 1 yaşında kocaman bir bebek oldun.Ve seninle açık konuşucam,1 senede ağzıma sıçtın annem.Şimdi bu yazıyı okurken,7 misin 15 misin 30 musun nesin bilmiyorum ama,eğer zaman zaman "ya bu annem amma da yaşlı,amma da yılgın ha" diye düşündüğün zamanlar oluyorsa bir dön de kendine bak!!Eşşek herif!!!!Seni doğurmadan önce çıtır çıtırdım ben bi kere!!!Nolduysa senden sonra oldu!!!Yo sinirlenmedim annem,çok seviyorum ben seni,o ünlemler falan hep,hani daha ilkokuldaysan falan, dilbilgine katkı olsun diye, yoksa sinir yok.
Seninle ilgili bazı şartlarım var Deniz.Madde biiiiiiiiiiir,her ebeveyn gibi ,ben de, elbette, çok başarılı olmanı istiyorum.Başarının yolu küçükten yatılı okula gitmektir annecim, eğer yıllardır seni 6 yaşında yatılı okula verip başımızdan attığımızı,niyetimizin bi rahat uyumak bi huzur bulmak olduğunu falan sanıyorsan bak gerçekten çok kırılırım.Olur mu öyle şey annem? Herşey senin başarın için.Dua et ben gene insaflıyım.Bak ananen haftaiçi inşaat mühendisi olup haftasonları Mehmet Okur abinin yerine NBA'de oynamanı istiyo,ben de mi öyle olsaydım?Hem yatılı iyidir,sayende yatamadığım,uykusuz geçen gecelerimde yatmanın kıymetini bir kez daha anladım,o yüzden seni yatılıya verdim annecim.İntikam mı?Yoo bebeğim yooo, bi daha duymıycam.
Hayatın boyunca ağzından aman anneeee,yine mi anneeeee öf anneeeeee tarzı benden şikayet edercesine lafların çıktığını duymak istemiyorum bu da ikiiiiiiiiii.Seni 9 ay taşıdığımı (3750 doğdun ayrıca taşımak da çok kolay değildi) aylarca uykusuz gezdiğimi, kucağımdan inmediğin için akşam baban eve gelene kadar aç sefil geçen günlerim olduğunu,uykusuzluktan karışan kafamla geceleri kalkıp kalkıp sen diye battaniyeni salladığımı,doğum sebebiyle bin türlü müsibet hastalığa sahip olduğumu(evet bi zamanlar ben de sağlıklıydım), yorgunluktan ağzımdan salyalarım akıcak kıvama geldiğimi,en büyük sosyal aktivitemin feysbuk olduğunu(ve evet eskiden arkadaşlarım vardı,ben de dışarı çıkar gezer tozardım.gençtim diyorum sana), ki bunların daha ilk 1 yıllık felaketler olduğunu,bunları ve bundan sonra sayende başıma gelecek muhtemel felaketleri sık sık kafana kakmak zorunda bıraktırma beni e mi annem?Neymiş?Ne dersem tamam annecim, sen bilirsin annecim,sen nasıl istersen annecim.Aferin bebeğime.
Hiç kimsenin annesi benden daha iyi daha güzel daha bakımlı daha akıllı daha bişey değildir, bu da üç!Bak ünlem var sonunda, bu konu önemli.İlla birinin annesi benden daha bişey olacaksa ancak benden daha şişman olabilir.Bu konu atlanmıycak, yoksa hop döndük ikinci maddeye.
Ve şimdi geliyoruz,en önemli ve son şarta.Benim istemediğim bi kızla evlenmek,birlikte yaşamak, artık sizin zamanınızda ne oluyosa ondan yapmak yok Deniz'cim.Açık konuşuyorum,çok fena arıza yaratırım.Bi kere ben beğenicem,onaylıycam,ha beğenip onaylasam bile benimle geçireceğin zamanları o şırfıntıya ayrımıycaksın tamam mı annem? Ben seni arıycam hadi şuraya buraya gidelim diycem de sen kalkıp ama anne ben şırfıntımla plan yapmıştım falan diyceksin; ikinizin de ağzına sıçarım annem.Hop döndük mü yine madde 2 ye.Aklını başına topla, hem kendini üzme, hem de elin şırfıntısının hayatını karatma.Sen en iyisi geçici ilişkiler yaşa.Hah!Hay aklımla bin yaşıyım tabi ya,öyle sürekli bi sevgiliyi napıcaksın,ben öyle torun morun da istemem,ay bakamam zaten,bıkmışım çocuk sesinden,sen daldan dala takıl işte annecim, gençliğini yaşa yaaaaa.Ben öldükten sonra naparsan yaparsın.Şu aşağıdaki fotoğraftaki tiple de devam edersen epey prim yaparsın.
Gördüğün gibi,önünde serbest bir hayat,harika bir gelecek, seni çok seven bir annen var.Babamdan hiç bahsedilmiyo hayırdır falan diyosan merak etme, o da seni çok seviyo ama önce annen.Elbette ki annen, herşeyden önemlisi annen.
Bu arada;o diğer günlüğü bulduysan,onlar gerçek değil annem. Gerilim romanı denemesi o, seninle ilgilisi yok,niye ben seni duvarlara çarpmak istiycekmişim annecim,roman o roman,at onu sen.
3 Eylül 2012 Pazartesi
Kimsiniz arkadaşım???
Bu blog yazma işi enteresan bi iş gerçekten.Nedense insan havaya girip bi anda yurt ve dünya genelinde okunan, fikirlerine önem verilen, ve hatta nerdeyse saygı duyulan bi insan olduğunu düşünüyo.Oysa ki tırtsın ve tırt kalıcaksın (bazı blog yazarlarını elbette ki tenzih ederim,misal,her kim ki beni okuyor,işte onu o an,oracıkta tenzih ederim).Netice itibarıyla benim yazdıklarımı kim okuyor?Sen,ben,bizimoğlan....Face'te paylaşmasam o kadar da olmıycak....Da.....
Da işte benim kafamı kurcalayan bir mevzu var.Şimdi bu bloglarda istatistikler çıkıyor,işte bugün bu sayfa kaç kere gönrüntülendi,hangi ülkeden görüntülendi falan diye.İşte kafamı kurcalayan şu; beni yurtdışından okuyan kim arkadaşlar,lütfen parmak kaldırsın.Bi kısmını biliyorum,sınırlı sayıda yurtdışında yaşayan arkadaşlarım var,en azından benden haber almış olmak için beni takip ediyorlar.Canımsınız.Fakat bu kadar yoğun bi güruh değilsiniz,toplasanız bir elin parmaklarını geçmezsiniz.Kim arkadaşlar Rusya'daki okuyucularım?Ya Amerika'daki?Azerbaycan'daki???Sırf beni merakta bırakmak için seheyat edip de gittiği heryerden bloga giren birileri mi var acaba?
Bu küçük tatlı blogla dünya çapında bir şöhret olma yolunda ilerlediğimi sanıyorum kimsenin gözüne sokmadan anlatabildim.Bi Deniz Özturhan var blog aleminin tozunu attıran, bi de ben, oldum olucam.Ve siz sevgili takipçilerim,ben bi gün aşırı meşhur olduğumda,tıpkı ünlü bir rock grubunun ünlenmemiş ilk albümünden beri takip eden hayranlarının gururla "ben daha onu meşhur olmadan keşfetmiştim" demesi gibi, "ben daha onu ilk saçmalıklarında keşfetmiştim" diyeceksiniz.Bu arada öyle bir amacım da yok ama nasıl olduysa yazarken yazarken konu buralara geldi,artık Allah mı söyletti,nolduysa, du bakalım.
Not: Bilmeyen,duymayanlar için, Deniz Özturhan'ın blogu, çok eğlenceli buluyorum kendisini, okunsun,okutulsun.
http://www.kimlanbuhayatiminerkegi.com/
Not:Şaka değil,hakikaten meraktayım...
Da işte benim kafamı kurcalayan bir mevzu var.Şimdi bu bloglarda istatistikler çıkıyor,işte bugün bu sayfa kaç kere gönrüntülendi,hangi ülkeden görüntülendi falan diye.İşte kafamı kurcalayan şu; beni yurtdışından okuyan kim arkadaşlar,lütfen parmak kaldırsın.Bi kısmını biliyorum,sınırlı sayıda yurtdışında yaşayan arkadaşlarım var,en azından benden haber almış olmak için beni takip ediyorlar.Canımsınız.Fakat bu kadar yoğun bi güruh değilsiniz,toplasanız bir elin parmaklarını geçmezsiniz.Kim arkadaşlar Rusya'daki okuyucularım?Ya Amerika'daki?Azerbaycan'daki???Sırf beni merakta bırakmak için seheyat edip de gittiği heryerden bloga giren birileri mi var acaba?
Bu küçük tatlı blogla dünya çapında bir şöhret olma yolunda ilerlediğimi sanıyorum kimsenin gözüne sokmadan anlatabildim.Bi Deniz Özturhan var blog aleminin tozunu attıran, bi de ben, oldum olucam.Ve siz sevgili takipçilerim,ben bi gün aşırı meşhur olduğumda,tıpkı ünlü bir rock grubunun ünlenmemiş ilk albümünden beri takip eden hayranlarının gururla "ben daha onu meşhur olmadan keşfetmiştim" demesi gibi, "ben daha onu ilk saçmalıklarında keşfetmiştim" diyeceksiniz.Bu arada öyle bir amacım da yok ama nasıl olduysa yazarken yazarken konu buralara geldi,artık Allah mı söyletti,nolduysa, du bakalım.
Not: Bilmeyen,duymayanlar için, Deniz Özturhan'ın blogu, çok eğlenceli buluyorum kendisini, okunsun,okutulsun.
http://www.kimlanbuhayatiminerkegi.com/
Not:Şaka değil,hakikaten meraktayım...
17 Ağustos 2012 Cuma
hala bana lale diyo mimoza diyo,yürü git gözüm görmesin!
Bu şehir planlamacılığı olsun,belediyecilik olsun,çok enteresan işler.Mesela belediye der geçersin di mi?Bizim gözümüzde belediye dediğin bi işe yaramayan insanların toplandığı yerdir.Ordan arta kalanlar da gider vergi dairesinde çalışır(!).İşte ne iş yapar belediye;çöp toplar,efendime söyliyim,çiçek eker,yaptığı bi 3.işi bulamam mesela ben.Hı bi de Karşıyaka Belediyesi bisiklet kiralıyo.Halbuki işin aslı hiç böyle değil,bunlar hep vizyon gerektiren işler bana kalırsa.Geziceksin,görüceksin,elalemin şehirleri neden hep muasır medeniyet de bizimkiler taşranın ötesine geçemiyor diye bakıcaksın,yeni fikirler geliştirecek,daha da yenilerine açık olucaksın.Halkın projelerini dinliyceksin arkadaş,bi nabız tut bakalım,halk ne istiyo.
Misal,halk olarak ben hemen nabzımı uzatıyorum.Öncelikle Karşıyaka olmak üzere tüm belediylere sesleniyorum.Yavaş yürüyenler ve hızlı yürüyenler için ayrı kaldırımlar yapılsın.Evet,günümüzde bu ciddi bi ihtiyaç.Ben mesela saatte, hiç ölçmesem de, ciddi hız yaparak yürüyen bi insanım.Bi yere yetişsem de yetişmesem de tarzım belli,aktif ve dinamiğim arkadaşım,yürüyemiyorum yavaş.Tam hızımı almış yürüyorum,hop önümde bi yaya.Yaya öyle bi yaya ki yayma fiilinin hakkını veriyo,adam sokak ortasında yaymış,allahım,o ne rahatlık,o ne rehavet,besbelli evden zorla çıkmış ve hatta güç bela yaşıyo.Bi de bu hızda yürüyen insanlar genelde şişman olup kaldırımda daha çok yer işgal ediyorlar ama konumuz bu değil şimdi.İşte bu yayadan daha kötü olan tek şey sevgilisi olan yayadır sevgili okur.Az daha yavaş yürürse aslında durmuş olacağı hızda yürümekte olan bu adamın elinden bir de aynı hızda bir kadın tutuyorsa vay arkadaki hız düşkünlerinin haline.Dar bi kaldırımda yürüyosan,geçemezsin,kaldırımın yanına arabalar tıklım tıkış parketmiştir,inip önlerine de geçemezsin,arkada sinir harbi içinde takılır kalır en sonunda dayanamaz kibar ama yılgın bir suratla "pardon geçebilir miyim" falan der yol istersin.Ve işte o anda öndeki iki yavaş insanın kanını donduran bi yavaşlıkla sana doğru dönerler,kim bu münasebetsiz dercesine bi baştan ayağa seni süzerler,neden sonra akılları başlarına gelip yol verdiklerinde sen çoktan hayatın anlamını sorgulamış bitirmiş bir sonraki probleme geçmiş olursun.Söyleyin haksız mıyım,çok mu manasız bi istek yani,en azından kaldırımlarda da şeritler yapılsa,ben sol şeritten yardırıp giderken sağ şeritte yarı baygın insanlar topluluğu hım hım hım sesler çıkarak yürüse,kimse birbirini engellemese fena mı olur?
Ayrıca iddia ediyorum ki Türkiye'de insanların sağdan yürüdüğü tek şehir gözünün yağını yidiğimin İzmir'idir.Gerçek bi İzmir'liyi sağdan yürümekten alıkoyabilecek ancak 2 şey vardır:
1-Gölge - aşırı sıcak memeleketimin insanları Ağustos ayında bile yeri gelir sağdan gitme tutkusuyla soldaki gölgeye geçmeyip güneşte yürümeyi tercih eder ama yine de 45 derecede yerim sağını solunu diyip gölge nerdeyse oraya da geçeni de kimse yadırgayamaz tabi.
2-Vitrin - E tabi ,bakılacak vitrin soldaysa oldu madem ben dönerken bakayım diyecek hiçbir kadın tanımadım,tanımak da istemem.
Bunların dışında biz sağdan gideriz sağdan döneriz.Ama bi İstanbul öyle mi?Bir karışıklık bir hayhuy.Bu insanların düzenlenmesi lazım.Nizami bi şekilde yürümeyi öğrenmeleri lazım.Ha öğrenmiyorlarsa yaparsın şeritlerini,koyarsın mobeselerini,karmaşa yaratanların evine gönderirsin ceza makbuzlarıyla birlikte fotoğraflarını,bak bakalım nerden gidiyorlar.
Şimdi diyebilirsiniz ki amma da kuralcısın böyle şey mi olur?Olur kardeşim olur.Bir çok belediyenin sinirini sokakta içen insanlar bozuyo mesela,hop yasaklıyo sokata içmeyi.Neden?Hiç işte,eften püften sebeplerle ya da çoğu zaman sebepsizce,ki hepimiz biliyoruz aslında neden olduğunu.E benim de beni yavaşlatan,yürüme engeli yaratan,kaldırımları işgal eden insanlar sinirimi bozuyo,olamaz mı?Ha gidersin Seferihisar'a,yavaş şehir ilan edilmiş zaten,sallanırsın orda dilediğince,istersen yürürken yürüken kaldırımda bi kıvrılır yarım saat bi kestiriveririn(çünkü o yavaşlıkla insanın nasıl uykusu gelmez,nasıl içi geçmez anlamak mümkün değil)orda kimse bişey demez.Ama yaşadığın yere uyum sağlamak diye bişey var,şehrin göbeğindeki kaldırımlarda da bi çekil git arkadaşım,yürüdüğün hızla nefes alıyo olsan çok ölürdün zaten.
İşte vizyon budur.Gördünüz mü belediyecilik nasıl oluyomuş,nasıl parlak fikirler gerektiriyomuş.Bunun AKP'si CHP'si yok,hiçbirinde bendeki vizyon yok arkadaş,biraz feyz alın be heeeey,burda ne cevherler var, içine içine yanıyo,orda adamlar hala lale dikiyo haaaaaala lale dikiyo.Yazık....Gerçekten çok yazık....
Misal,halk olarak ben hemen nabzımı uzatıyorum.Öncelikle Karşıyaka olmak üzere tüm belediylere sesleniyorum.Yavaş yürüyenler ve hızlı yürüyenler için ayrı kaldırımlar yapılsın.Evet,günümüzde bu ciddi bi ihtiyaç.Ben mesela saatte, hiç ölçmesem de, ciddi hız yaparak yürüyen bi insanım.Bi yere yetişsem de yetişmesem de tarzım belli,aktif ve dinamiğim arkadaşım,yürüyemiyorum yavaş.Tam hızımı almış yürüyorum,hop önümde bi yaya.Yaya öyle bi yaya ki yayma fiilinin hakkını veriyo,adam sokak ortasında yaymış,allahım,o ne rahatlık,o ne rehavet,besbelli evden zorla çıkmış ve hatta güç bela yaşıyo.Bi de bu hızda yürüyen insanlar genelde şişman olup kaldırımda daha çok yer işgal ediyorlar ama konumuz bu değil şimdi.İşte bu yayadan daha kötü olan tek şey sevgilisi olan yayadır sevgili okur.Az daha yavaş yürürse aslında durmuş olacağı hızda yürümekte olan bu adamın elinden bir de aynı hızda bir kadın tutuyorsa vay arkadaki hız düşkünlerinin haline.Dar bi kaldırımda yürüyosan,geçemezsin,kaldırımın yanına arabalar tıklım tıkış parketmiştir,inip önlerine de geçemezsin,arkada sinir harbi içinde takılır kalır en sonunda dayanamaz kibar ama yılgın bir suratla "pardon geçebilir miyim" falan der yol istersin.Ve işte o anda öndeki iki yavaş insanın kanını donduran bi yavaşlıkla sana doğru dönerler,kim bu münasebetsiz dercesine bi baştan ayağa seni süzerler,neden sonra akılları başlarına gelip yol verdiklerinde sen çoktan hayatın anlamını sorgulamış bitirmiş bir sonraki probleme geçmiş olursun.Söyleyin haksız mıyım,çok mu manasız bi istek yani,en azından kaldırımlarda da şeritler yapılsa,ben sol şeritten yardırıp giderken sağ şeritte yarı baygın insanlar topluluğu hım hım hım sesler çıkarak yürüse,kimse birbirini engellemese fena mı olur?
Ayrıca iddia ediyorum ki Türkiye'de insanların sağdan yürüdüğü tek şehir gözünün yağını yidiğimin İzmir'idir.Gerçek bi İzmir'liyi sağdan yürümekten alıkoyabilecek ancak 2 şey vardır:
1-Gölge - aşırı sıcak memeleketimin insanları Ağustos ayında bile yeri gelir sağdan gitme tutkusuyla soldaki gölgeye geçmeyip güneşte yürümeyi tercih eder ama yine de 45 derecede yerim sağını solunu diyip gölge nerdeyse oraya da geçeni de kimse yadırgayamaz tabi.
2-Vitrin - E tabi ,bakılacak vitrin soldaysa oldu madem ben dönerken bakayım diyecek hiçbir kadın tanımadım,tanımak da istemem.
Bunların dışında biz sağdan gideriz sağdan döneriz.Ama bi İstanbul öyle mi?Bir karışıklık bir hayhuy.Bu insanların düzenlenmesi lazım.Nizami bi şekilde yürümeyi öğrenmeleri lazım.Ha öğrenmiyorlarsa yaparsın şeritlerini,koyarsın mobeselerini,karmaşa yaratanların evine gönderirsin ceza makbuzlarıyla birlikte fotoğraflarını,bak bakalım nerden gidiyorlar.
Şimdi diyebilirsiniz ki amma da kuralcısın böyle şey mi olur?Olur kardeşim olur.Bir çok belediyenin sinirini sokakta içen insanlar bozuyo mesela,hop yasaklıyo sokata içmeyi.Neden?Hiç işte,eften püften sebeplerle ya da çoğu zaman sebepsizce,ki hepimiz biliyoruz aslında neden olduğunu.E benim de beni yavaşlatan,yürüme engeli yaratan,kaldırımları işgal eden insanlar sinirimi bozuyo,olamaz mı?Ha gidersin Seferihisar'a,yavaş şehir ilan edilmiş zaten,sallanırsın orda dilediğince,istersen yürürken yürüken kaldırımda bi kıvrılır yarım saat bi kestiriveririn(çünkü o yavaşlıkla insanın nasıl uykusu gelmez,nasıl içi geçmez anlamak mümkün değil)orda kimse bişey demez.Ama yaşadığın yere uyum sağlamak diye bişey var,şehrin göbeğindeki kaldırımlarda da bi çekil git arkadaşım,yürüdüğün hızla nefes alıyo olsan çok ölürdün zaten.
İşte vizyon budur.Gördünüz mü belediyecilik nasıl oluyomuş,nasıl parlak fikirler gerektiriyomuş.Bunun AKP'si CHP'si yok,hiçbirinde bendeki vizyon yok arkadaş,biraz feyz alın be heeeey,burda ne cevherler var, içine içine yanıyo,orda adamlar hala lale dikiyo haaaaaala lale dikiyo.Yazık....Gerçekten çok yazık....
2 Ağustos 2012 Perşembe
büyüdüm de noldu sanki?
"Büyünce ne olucaksın?"sorusu beynimizde yankılana yankılana büyümüş bir nesiliz biz.Dikkat ediyorum şimdiki çocuklara hiç böyle sorular sorulmuyor.Zaten sorulsa da verilen cevapların bizim nesil tarafından anlaşılma olasılığı çok düşük.Acaip acaip meslekler var arkadaş, üniversitelerde acaip acaip bölümler....Ben daha "sistem analisti" gibi işlere yeni yeni anlam vermeye başlamışken şimdi de "deneyim tasarımcısı" gibi meslekler çıktı mesela.Bizim nesile sorsan, nedir, doktor, öğretmen,avukat.Bu!Bizim çocukluğumuzda meslek bunlarla sınırlıydı.Tabi iyice küçükken ve hayalgücümüz henüz yetişkinler tarafından - o ağaç kırmızıya boyanır mı evladım ağaç yeşil, gövdesi de kahverengi olur- abluka altına alınmamışken biraz daha yaratıcı şeyler söyleyebiliyorduk.Benim ne yardan ne serden geçen kuzenim dişçi ressam olmak istiyordu mesela.Ben astronot olma niyetindeyim.Tabi bu isteğim annem tarafından(sanki gerçekten de çok ihtimal varmış gibi) "ne işin varmış uzayda güzelim izmir varken" şeklinde tenkit edildi hep.Biraz daha büyüyünce aynı kuzen büyükelçi olmaya karar verirken ben genetik mühendisi olayım bari dedim.Annem buna, aynen benim çocuğum bi gün bana"deneyim tasarımcısı olmak istiyorum" derse yapacağım gibi, "hmmm" dedi.Yani "anlamadım ama ses etmiyim de anlamadığımı anlamasın". Bundan 25 yıl önce genetik mühendisliği de çok anlaşılır bi meslek değildi tabi.Ama sonra ben de baktım ki annem haklı, hayat sosyal bilgiler ve tarihten ibaretken genetik mühendisi olayım demek kolaymış,ama fizik kimya gibi gerçeklerle yüzleşince bu fikir bi anda cazibesini yitirdi.Kaldım mı 13 yaşında hayalimde bi meslek olmaksızın ortada!
İşte astrolojiye merak salmam da tam da o yaşlara tekabül ediyor.Malum, o yaşlar her türlü ipe sapa gelmez meraklar edinilebilecek, ve yine aynı hızla terk edilebilecek yaşlardır.Ay burcumun özelliği neymiş falan derken bi baktım benim burcum son derece ipe sapa gelmez,laf anlamaz,yerine durmaz,sal sokağa sürtsün bi burçmuş.Eğer bu konuyla ilgilenenleriniz varsa zaten bu tariften yay burcu olduğumu anlamışsınızdır.Okuduğum bir yazıda da her burç için uygun meslekler yazıyordu.Ve işte ben o yazıda,13 yaşında,hiç ummadığım bir anda hayalimdeki mesleği buldum sevgili okur.Atlas dergisi yazarlığı!!Ya da fotoğrafçılığı!Tabi alenen yay burçları gitsin bu dergide çalışsın dememişler ama beni arayan gizli bir ilan vermişlerdi adeta.Sırtında çantan, ayağında botların,dere tepe geziyorsun,onunla bununla (yerel halk oluyor bunlar) çene yapıyorsun,sonra da gezdiğini gördüğünü,yetmiyor yediğini içtiğini, kah yazıyorsun,kah fotoğraflıyorsun ve bir de bunun için sana para veriyorlar.Olabilecek en güzel mesleği bulduğum için heycan içindeydim,geleceğim gözüme çok eğlenceli görünmeye başlamıştı,bir an önce büyümeli ve çalışmaya başlamalıydım.Ama işte burcumun laneti yine beni buldu.Bir maymun iştah abidesi olarak, fikir cazibesini asla yitirmese de,uygulama için girişimler yapma düşüncesi zaman geçtikçe bir sıkıntı olarak geldi içime çöreklendi.Napıcam yani,kapıya dayanıp,"merhaba,benim hiç bir vasfım yok ama aşırı derecede gezesim var,bana ne tip imkanlar sağlayabilirsiniz" mi diyicem?Fotoğrafçılık eğitimi mi alıcam?Deneme yazılar yazıp dergiye mi göndericem, derken derken gün be gün bu Atlas dergisinde çalışma fikri yerini zengin,gezmeyi tozmayı seven yatalak bir amca bulma fikrine bıraktı.Hemen yanlış anlaşılmasın,amacım amcayla evlenip mirasa konup hayatımı yaşamak falan değil.Benim hayalim daha ziyade,bu amca gezmeyi seviyor ama yatalak ya,bana diycek ki,"bu ayki görevin Gülru,tabi eğer kabul edersen,al şu parayı,Nepal'e git,ne kadar gerekiyorsa kal,ye,iç,eğlen,Nepal'de ne yapılması gerekiyorsa hepsini yap,sonra da gel bana anlat".İşte sevgili okur,Atlas matlas hikaye,asıl hayallerin mesleği budur.Şimdi bazı zıpçıktılar yok "ya seni savaşa gönderirse","ya kutuplara sürerse" falan diyip de bu işin cazibesinin olmadığını idda etmeye çalışabilirler.Hiiiiiç boşuna çabalamayın arkadaşım.Ben bu iş için hevesimi nerdeyse 20 yıldır içimde tutmuşum,ilmek ilmek işlemişim,kafamda en güzel yerlere oturtmuşum,taç gibi süsleyip takmışım başıma,çatlak sesler beni yıldıramaz.Böyle bir amcanın(ya da teyze de olabilir,farketmez) 20 yıldır ortaya çıkmamış olması bile beni yıldırmaya yetmedi,siz mi yıldıracaksınız?
Diyeceksiniz ki şimdi bütün bunlar nerden çıktı - sanki her yazdığımın bir sebebi varmışçasına hala bunu diyecek misiniz gerçekten?- sevgili arkadaşım Nesrin rica etti, gittiğin yerleri,yediğini içtiğini falan da anlat da ben de gitmiş kadar olup sevineyim dedi,ben de her ne kadar "istek yazmam" -bkz. 2.yazım - demiş olsam da Nesrin'ciğimi kıramayıp yazayım bari dedim.Gelin görün ki başaramadım.Bir gezi yazısına giriş yapayım demiştim,yazarken yazarken farkettim ki bende gezi yazısı yazma isteği var ama malzeme yok.Ben ki 10 aylık bebeği olan,uykusu gözünden akan,beyni yarım çalışan,bi gözü hep yatağa bakan bi insanım,nereye gidicem allasen?Gezi bloglarını okuyorum, alem Madagaskar'dan bildiriyor, ben de haftasonu Bodrum'daydım, bunu mu anlatayım?Ben işteyken alem Phuket'te geziyo Maldivler'de denize giriyo,ne anlatıcam, "aman Gümüşlük'te bi balık yedim akıllara ziyan"...Bu mu?
Velhasıl sevgili okur, hayallerimin mesleğini buldum..Buldum da ne oldu?Bi girişimde bulunmaya bile üşendim.Ha bari burda yazayım, sonuçta bu blogun amacı sanki ne olacak ki başka dedim.Ona da içinde bulunduğum şartlar elvermedi.Hayalim gezgin olmaktı; noldum?Ola ola ruhengezgin oldum sayın okur. Beden evde,işte,kafa sürekli Peru'da Curitiba'da.Ben yazamıyorum bari siz bana yazın da, ben de hayallerimde yaşamaya devam edeyim.Yediğiniz içtiğiniz size kalsın,en son nereye gittiniz onu anlatın hiç olmazsa,benim de ağzımın suları aksın.Yalnız için için fesatlanıp küfredebilirim,kimse üzerine alınmasın.Evle iş arasındaki kısıtlı hayatından bunalan biçare blog yazarının dileğidir bu...
İşte astrolojiye merak salmam da tam da o yaşlara tekabül ediyor.Malum, o yaşlar her türlü ipe sapa gelmez meraklar edinilebilecek, ve yine aynı hızla terk edilebilecek yaşlardır.Ay burcumun özelliği neymiş falan derken bi baktım benim burcum son derece ipe sapa gelmez,laf anlamaz,yerine durmaz,sal sokağa sürtsün bi burçmuş.Eğer bu konuyla ilgilenenleriniz varsa zaten bu tariften yay burcu olduğumu anlamışsınızdır.Okuduğum bir yazıda da her burç için uygun meslekler yazıyordu.Ve işte ben o yazıda,13 yaşında,hiç ummadığım bir anda hayalimdeki mesleği buldum sevgili okur.Atlas dergisi yazarlığı!!Ya da fotoğrafçılığı!Tabi alenen yay burçları gitsin bu dergide çalışsın dememişler ama beni arayan gizli bir ilan vermişlerdi adeta.Sırtında çantan, ayağında botların,dere tepe geziyorsun,onunla bununla (yerel halk oluyor bunlar) çene yapıyorsun,sonra da gezdiğini gördüğünü,yetmiyor yediğini içtiğini, kah yazıyorsun,kah fotoğraflıyorsun ve bir de bunun için sana para veriyorlar.Olabilecek en güzel mesleği bulduğum için heycan içindeydim,geleceğim gözüme çok eğlenceli görünmeye başlamıştı,bir an önce büyümeli ve çalışmaya başlamalıydım.Ama işte burcumun laneti yine beni buldu.Bir maymun iştah abidesi olarak, fikir cazibesini asla yitirmese de,uygulama için girişimler yapma düşüncesi zaman geçtikçe bir sıkıntı olarak geldi içime çöreklendi.Napıcam yani,kapıya dayanıp,"merhaba,benim hiç bir vasfım yok ama aşırı derecede gezesim var,bana ne tip imkanlar sağlayabilirsiniz" mi diyicem?Fotoğrafçılık eğitimi mi alıcam?Deneme yazılar yazıp dergiye mi göndericem, derken derken gün be gün bu Atlas dergisinde çalışma fikri yerini zengin,gezmeyi tozmayı seven yatalak bir amca bulma fikrine bıraktı.Hemen yanlış anlaşılmasın,amacım amcayla evlenip mirasa konup hayatımı yaşamak falan değil.Benim hayalim daha ziyade,bu amca gezmeyi seviyor ama yatalak ya,bana diycek ki,"bu ayki görevin Gülru,tabi eğer kabul edersen,al şu parayı,Nepal'e git,ne kadar gerekiyorsa kal,ye,iç,eğlen,Nepal'de ne yapılması gerekiyorsa hepsini yap,sonra da gel bana anlat".İşte sevgili okur,Atlas matlas hikaye,asıl hayallerin mesleği budur.Şimdi bazı zıpçıktılar yok "ya seni savaşa gönderirse","ya kutuplara sürerse" falan diyip de bu işin cazibesinin olmadığını idda etmeye çalışabilirler.Hiiiiiç boşuna çabalamayın arkadaşım.Ben bu iş için hevesimi nerdeyse 20 yıldır içimde tutmuşum,ilmek ilmek işlemişim,kafamda en güzel yerlere oturtmuşum,taç gibi süsleyip takmışım başıma,çatlak sesler beni yıldıramaz.Böyle bir amcanın(ya da teyze de olabilir,farketmez) 20 yıldır ortaya çıkmamış olması bile beni yıldırmaya yetmedi,siz mi yıldıracaksınız?
Diyeceksiniz ki şimdi bütün bunlar nerden çıktı - sanki her yazdığımın bir sebebi varmışçasına hala bunu diyecek misiniz gerçekten?- sevgili arkadaşım Nesrin rica etti, gittiğin yerleri,yediğini içtiğini falan da anlat da ben de gitmiş kadar olup sevineyim dedi,ben de her ne kadar "istek yazmam" -bkz. 2.yazım - demiş olsam da Nesrin'ciğimi kıramayıp yazayım bari dedim.Gelin görün ki başaramadım.Bir gezi yazısına giriş yapayım demiştim,yazarken yazarken farkettim ki bende gezi yazısı yazma isteği var ama malzeme yok.Ben ki 10 aylık bebeği olan,uykusu gözünden akan,beyni yarım çalışan,bi gözü hep yatağa bakan bi insanım,nereye gidicem allasen?Gezi bloglarını okuyorum, alem Madagaskar'dan bildiriyor, ben de haftasonu Bodrum'daydım, bunu mu anlatayım?Ben işteyken alem Phuket'te geziyo Maldivler'de denize giriyo,ne anlatıcam, "aman Gümüşlük'te bi balık yedim akıllara ziyan"...Bu mu?
Velhasıl sevgili okur, hayallerimin mesleğini buldum..Buldum da ne oldu?Bi girişimde bulunmaya bile üşendim.Ha bari burda yazayım, sonuçta bu blogun amacı sanki ne olacak ki başka dedim.Ona da içinde bulunduğum şartlar elvermedi.Hayalim gezgin olmaktı; noldum?Ola ola ruhengezgin oldum sayın okur. Beden evde,işte,kafa sürekli Peru'da Curitiba'da.Ben yazamıyorum bari siz bana yazın da, ben de hayallerimde yaşamaya devam edeyim.Yediğiniz içtiğiniz size kalsın,en son nereye gittiniz onu anlatın hiç olmazsa,benim de ağzımın suları aksın.Yalnız için için fesatlanıp küfredebilirim,kimse üzerine alınmasın.Evle iş arasındaki kısıtlı hayatından bunalan biçare blog yazarının dileğidir bu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

+(800x600).jpg)